Google

Gül Demetimden ...

Yağmur ...

Yağmur yağıyor usul usul ...

Penceremi açtım bakıyorum boşluğa ...

Ve sen yine aklımda ...

Düşünüyorum da ne çok sevmişim seni ...

Bunca ayrı geçen aylara rağmen ...

Aklımdasın, kalbimdesin hâlâ ...

Birgün gelsen tutsan ellerimi diyorum ...

Ahhh ! bir gelsen herşey yeniden başlasa ...

Hayal bu ya, yağmur dindiğinde bitecek elbet ...

Ve sen ait olmadığın yerde ...

Ve ben sana hasret, uzaklarda olacağım ...

Kemal ERGEÇ

Gül Demetimden ...

Sevdiğim Şarkılar ...

Duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini
Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara
Bir zamanlar sevginle ateşlenen başımı
Dizlerinin yerine dayasaydım taşlara
     
Hani bendim yedi renk hani tende can idim
Hani gündüz hayalin geceler rüyan idim
Demek ki senin için aşk değil yalan imiş
Acırım heder olan o en güzel yıllara
Muazzez ERSOY (Duydum ki unutmuşsun)

Gül Demetimden ...

Önyargı Hikayeleri ...

BEYAZ POŞET
Genç adam sokağın başındaki büyük binanın giriş katında camın tam kenarında oturup dışarıya bakan yaşlı kadınla selamlaşıyordu her sabah… Kadın bir gün genç adama seslendi:
- Bakar mısın delikanlı?
- Buyur teyzeciğim? dedi her sabah selamlaştığı kadına ve cama yaklaştı.
Yaşlı kadın:
- Evladım benim iki bacağım da yok bana ekmek parası verir misin? dedi.
Genç adam çok üzüldü ve bütün parasını kadına verdi. Sonra işe gitti. İş yerinde hep o kadını düşündü. Kim bilir ne zordu kadının durumu. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar zordaydı. İki bacağı da yoktu. Ertesi sabah erkenden kalkıp bakkala gitti. Bir şişe süt ve bir ekmek aldı… Kadın camdaydı. Poşeti kadına verdi. Kadının gözlerinde ki mutluluk onu heyecanlandırdı. İyi bir şey yaptığına inanıyordu. İçinde çok büyük bir huzur vardı.
İş yerinde ki bir arkadaşına durumu anlatınca, arkadaşı kahkahalarla gülmeye başladı:
- Oğlum sen manyak mısın, hangi devirde yaşıyoruz. Senin gibi saflar inanır buna sadece. Bacakları yokmuş? Ben de yedim! Safsın oğlum kabul et. Her cam kenarında oturanın bacakları olmasaydı memleket bacaksızdan geçilmezdi." dedi ve alay etti. O gün akşama kadar genç adamın ağzını bıçak açmadı.
Arkadaşının sözlerini düşündü hep! Ya Ümit haklıysa? Ama kadının bakışları çok inandırıcı ve huzur doluydu.
Ertesi sabah yine bir şişe süt ve bir ekmek aldı. Kadının penceresine doğru yaklaştı, ona görünmeden binanın arka tarafında bulunan giriş kapısından içeri girdi ve elindeki poşeti usulca yaşlı kadının kapısının önüne bıraktı.
Gazete dağıtıcılarının aceleci tavrıyla zile basıp içindeki yüksek tedirginlikle kapı açılmadan hızlıca uzaklaştı binadan. Kadın kapıyı açmamalıydı. Ya sakat değilse, ya Ümit haklıysa…
O günden sonra genç adam bir daha da kadına görünmedi. Onun gözlerinde gördüğü mutluluğa olan inancından dolayı her sabah aynı şekilde içi dolu beyaz poşeti kapının önüne gizlice bırakıp, zile basıyor ve kaçıyordu.
Bu iş böyle yıllarca devam etti. Hiç kimseye anlatmadı. Yine bir sabah kahvaltısını yaptı. Poşeti hazırladı ve sokağa çıktı. Binaya girmek üzere kapıya doğru yönelince kalabalığı fark etti. Ciddi bir kalabalıktı bu. Belli ki kötü bir şey olmuştu. Kapının önündeki memura yaklaştı ve ne olduğunu sordu.
- Giriş katta yaşayan yaşlı bir kadın varmış. Dün sabah üst kattaki komşusundan aşağı inerken merdivenlerden kaymış ve kafasını basamaklardan birinin köşesine çarparak ölmüş." dedi memur. Dünyası başına yıkıldı genç adamın, elindeki ki beyaz poşet yere düştü. İçindeki süt şişesi kırıldı. Ümit haklı çıkmıştı ve o tam üç sene boyunca bir sahtekara hizmet etmişti. Neyse polis poşeti yerden aldı ve içine baktı. Aradığı parmak izini bulmuş bir dedektifin yüzünde oluşan ifadeyle merdiven boşluğuna doğru seslendi:
- Amirim beklenen kişi geldi…
Amir, dışarı seslendi:
- İçeri yolla!
Polis memuru genç adama:
- Amirim sizi bekliyor içeride…" diyerek genç adamı içeri yolladı. Ne olmuş olabilirdi ki? Şüpheliler listesinde adının geçtiğini duyan bir masumun sıkıntılı yüz ifadesiyle içeri girdi. Amir üzerinde ‘Sabah 8:15’te elinde süt şişesiyle gelen adama verilecek!’ yazan sarı zarfı,
- Bu mektup rahmetlinin üzerinden çıktı." diyerek adama uzattı… Eski bir zarftı. İçinde bir mektup vardı. Ne olabilirdi ki? Az önce hezimete uğramış bir beden yeni bir sarsıntıyı kaldıramazdı. Mektupta aynen şunlar yazıyordu:
- Birine bir iyilik ya da kötülük yaparken, içinde zerre kadar şüphe oluşursa hemen vazgeç yapacağın iyilik ya da kötülükten. Sen her sabah kapıma bir ekmek, bir şişe süt ve kocaman bir şüphe bırakıp gidiyordun. Acı çekiyordun. Kapıyı açma ihtimalimden korkuyordun hep. Oysa ben sana sarılmayı ne çok isterdim. Oğlum demeyi, gözlerine bakmayı isterdim. Hesap yapmadan yaşa evlat ve yüzleşmekten korkma… Eğer iyi bir şey yaptığına inanıyorsan, yaptığın şey mutlaka iyidir. İyi bir şey yaparken acı çekenler, başkaları için iyilik yapanlardır. Hayatın boyunca kimse için hiçbir şey yapma, her ne yapıyorsan sadece kendin için yap; çünkü ben hep öyle yaşadım.
Etkilenmişti; ama yazılanlar kadının yalanının üstünü kapatmıyordu. Mektubu cebine koydu, çıkmak üzere kapıya yönlenirken üst kattan gelen yüksek bir ağlama sesiyle irkildi. Kadının biri ‘Benim yüzümden öldü, benim yüzümden öldü!’ diyerek hüngür hüngür ağlıyordu. Amire sordu:
- Bu ağlayan kadın kim?
Sabahtan beri olup biten her şeyden haberi olan amir, konuya tam olan vukufiyetiyle anlattı:
- Rahmetli iyi bir kadınmış. Her sabah bir şişe süt ve bir ekmek götürüyormuş üst kattaki bu yatalak komşusuna. Dün sabah yine götürmüş, dönerken koltuk değneklerinden biri kırılmış, yaşlı kadın o yüzden düşmüş merdivenlerden; ama aldırış etme, yaşlılar böyle olur. Ekmeği sütü kesildi ya ona ağlıyordur.
Genç adam küçük dilini yutmuş gibiydi. Üst üste aynı kişi hakkında taban tabana zıt bu kadar şeyi düşünmek… Hemen yukarı çıktı. Ağlayan kadına yaklaştı. Kimsesiz bir yatalaktı. Gözyaşını silip sarıldı ve elini öptü. Kadının gözlerinde ölen yaşlı kadının bakışları vardı. O günden sonra her sabah o yaşlı gözlere sinmiş bir tutam  mutluluğu da yanına alarak iş yerine gidiyor, sessizce Ümit’in yanındaki masasına oturuyordu. İsmini bile bilmediğim bu adam hakkında bildiğim tek şey, sabahları işe yarım saat geç gidip akşam da yarım saat geç çıktığıdır. Soranlara,
- Taşındım o yüzden!" diyormuş.
Bir de geçen gün biriyle karakolluk olmuş, onu duymuştum. Adam şikayet dilekçesinde,
- Bu adam her sabah koca kaldırımı bırakıyor bizim camın dibinden dibinden yürüyor. Bir de pencerelerden içeri bakıyor dik dik! Sapık mıdır nedir? yazıyormuş!
Erdal DEMİRKIRAN (07-04-2008/ Haber7.com)

Sevdiğim Şarkılar ...

Aşkından paramparça bir kalbi taşıyorum
Gittiğin günden beri sanmaki yaşıyorum
Seni bana sorana haberim yok diyorum
Şimdi nerde kimlesin bilmek istemiyorum

Dönsen bile dönsen bile
Bulamazsın beni bende
Araya ayrılık girdi
Sen nerdesin ben nerde

Gözlerimden hayalin
Yağmur yağmur geçiyor
Şimdi bensiz günlerin
Söyle nasıl geçiyor

Dönsen bile dönsen bile
Bulamazsın beni bende
Araya ayrılık girdi
Sen nerdesin ben nerde

Nilüfer (Dönsen Bile)

Seni seviyorum diye ...

Seni seviyorum diye
Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı
Seninle yaşamaya hazırlanırken
Sana uzanan yollarımı kapaman niye?
Biliyorum haykırışlarım boşuna
Şahin pençesinde asılı serçe gibi
Nafile tüm çırpınışlarım
Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile, bile ...
Seni beklemem nafile
Gözlerinde zifir siyah bir perde
Alkış tutuyorsun alabildiğine
Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime
Sen kulaklarını değil
Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime ...
Oysa ben
Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde
Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum
Karanfil moru gecelere
Şiirleri seninle yüklüyorum kanatırcasına
Dizeleri ağlatıyorum.
Seni işliyorum hecelere
Tüm yaşayamadıklarıma inat
Seni yaşamak istememdi ütopyalarım
Tek sana adanmışlığımdı ölümüne
Tek senin doldurduğundu rüyalarım
Şimdi
Bir tutam gücüm kaldı en sona sakladığım
Bilmiyorum
Ansızın çıkıp gelecekmisin aniden
Bir avuç toprak olmadan sonunda
Sen diye kucakladığım.
Bir gün
Anlayabilme ihtimalin var ya sevdiğimi
Düşüp gelme umudun var ya yüreğinin peşine
Yüreğin bende emanet biliyorsun
Ve ben
Yüreğin yüreğimde
Yüreğin ellerimde
Çok yakında
Çekip gideceğim yok oluşun koynuna

Mustafa ŞEKERCİ

 

Slaytı indirmek için tıklayın ...

"KEŞKE" ...

Geçmişe yolculuk yapmak ister misiniz?
Yeniden çocuk olmayı, günlük sıkıntılardan kurtulup 6 yaşınıza 8 yaşınıza 10'lu yaşlarınıza dönmeyi ister misiniz?

Sanki sizi duyuyor gibiyim "Ah, Keşke" diyorsunuz birçoğunuz. Oysa şimdi düşündüğünüzde ne kadar çabuk geçmiştir çocukluk yıllarınız, tadı damağınızda kalmıştır. O zamanlar büyüyüp "adam" olmayı hayal ederken şimdi " keşke çocuk kalsaydım" diye hayıflanırız.

Yaşınız kaç olursa olsun hayatınızda "KEŞKE" dediğiniz kaç anınız var. 1-3-5 yada sayısını hatırlayamıyor musunuz? Hadi biraz basite indirgeyelim. Geç kaldığınız için kaçırdığınız fırsatları, unutup yaktığınız yemekleri, yanlış yatırım yapıp kaybettiğiniz paraları silelim. Hâlâ sayısını çıkartamıyor musunuz? O halde üzgünüm hayatınız boşa akıp gitmiş.

İnsan, hayatı hatalarla öğreniyor. Hata yapmaktan kaçanlar ise hep daha büyük hatalara tanık oluyor ve ardından gelen "keşke"li cümleler hiçbirşeyin geri dönüşünü sağlamıyor ne yazık ki.

Yaşım şu anda 30 buçuk ve geçmişe dönüp baktığımda ne çok hatalar yapmışım. Ama sadece bir tanesi için "KEŞKE" diyorum, üzerinden 10 yıldan fazla süre geçmesine rağmen. Hep içimde uhde olarak kalmıştır. Daha sonraları daha büyük hatalarım oldu, birkaç az başarılı iş deneyimim aslında kendi çapında başarılı sayılabilir fakat devamı konusunda hatalıydım. Sevdiğim insanı kaybettim ama bunların hiçbirisi için keşke diyemem. Elimden geleni yaptığıma inanıyorum çünkü ve bundan sonra da yine yanlışlarım olacak. Ama hiçbirisi için keşke demeyeceğim.
Bana bir "KEŞKE" bile çok fazla geldi. On yıldır o kelimeyi kullanmamaya ve kullanmamı gerektirecek şartların oluşmamasına aşırı gayret ediyorum. Yaşanması gereken herşey yaşanır. Önemli olan yaşarken üzerimize düşeni yapmak ve soru işaretlerini aklımızdan çıkarmak.

"KEŞKE" çok basit sadece üç değişik harften oluşan bir kelime ama yüklediği anlam insanın omuzlarını düşürüyor. Gün gelip maziye baktığınızda "keşke"leriniz çok ise bir ömür heba olup gitmiştir.

"KEŞKE"siz mutlu günler ümidiyle ...

                                                                                                                      demint

Pazar Neşesi ...

İki rahibe varmış; biri matematikçi, biri mantıkçı. Bunlar bir akşam karanlıkta kiliseye dönerlerken matematikçi rahibe mantikliya dönerek: ‘Yaklaşık 20 dakikadır bir adam bizi takip ediyor ve gittikçe yaklaşıyor, şu anda aradaki mesafe 50 metre’ der.
Bunun üzerine mantıklı rahibe bunun tek mantıklı açıklaması olabileceğini ve adamın kendilerine tecavüz edeceğini ve daha hızlı yürümeleri gerektiğini belirtir.
Rahibeler daha hızlı yürümeye başlarlar. 2 dakika sonra matematikçi rahibe: ‘Adam da hızlandı ve aradaki mesafeyi kapatıyor, şu anda 30 metre arkamızda…' Mantikli rahibe: ‘O zaman mantık olarak koşmamız gerekir’.
Rahibeler koşmaya başlar ve 3 dakika sonra matematikçi rahibe: ‘O da koşuyor ve arayı kapatıyor şu anda mesafe 10 metre.’ Mantıkçı: ‘O zaman mantık olarak bizi yakalayacak, birimiz sağa diğerimiz sola saparak kiliseye ulaşmaya çalışalım, en az birimiz kurtulur.’ ve matematikçi sağa doğru, mantıklı sola doğru koşmaya başlar. Matematikçi 20 dakika sonra kiliseye ulaşır ve telaş içinde beklemeye başlar. Aradan 40 dakika geçtikten sonra mantıklı rahibe gelir. Matematikçi sorar: ‘Ne oldu, ne yaptın?’ Mantıkçı: ‘Adam beni takip etti, artık mesafe üç-beş adım kadar azalmıştı, mantık olarak daha fazla koşmanın anlamı yoktu…’
‘Eeee?…’
‘Mantık olarak ben durdum, adam da durdu.’
‘Sonra?…’
‘Mantık olarak ben eteğimi kaldırdım, o da pantolonunu indirdi.’
‘Peki daha sonra?…’
‘Daha sonra ne olacak ki? Eteğini kaldırmıs bir rahibe, pantolonunu indirmiş bir adamdan daha hızlı koşar..!!!!